|
d) Ölüm Adetleri
Türk örf ve adetleri, insanın tüm yaşantısı boyunca etrafını
güzelliklerle sarmış ve şekil almıştır. İnsanın tüm devrelerini saran bu
adetler ölümünden sonra da yalnız bırakmamıştır. Anadolu’nun her yerinde
cenaze eşsiz adetlerle uğurlanırken Karahallı’da da çeşitli adetler
uygulana gelmiştir.
Karahallı’da bir kişi vefat ettiğinde evvela çenesi bağlanır ve gözleri
kapatılırken göğsüne de şişmeyi engellemek için metal bir ağılık
konulurdu. Cenaze soyularak üstüne ince bir bez örtülür, gecikmeden
evinin önünde kazanlarda su kaynatılarak, teneşir getirilir ve dualarla
yıkanırdı. Cenaze gömülmeden evvel, evde başında kadınlar tarafından
“yas” edilirdi. Yas geleneği Türkler’in
geçmişten getirdiği bir adettir. Karahallı’da yas, özel yasçılar
tarafından yapılırdı. Paşalar Köyü’nden 1903 doğumlu Ayşe Kalem ismindeki
eskiden yasçılık yapan yaşlı bir kadın ile yaptığım röportaj sırasında
geçmiş dönemde oğlu için yaktığı yası aldım. Yas dönemin ruhsal boyutunu
göstermesinden dolayı ilgi çekicidir.
Ayağını urganla takmışla olum
Gollarına kelepçele takmışla olum
Gurbanlık koyunla gibi yatırmışla kesmişle olum
Anası kanmaz uykulara yatmış
Vay benim dağlara atılan ökçe bacaklı
Dağlara atılan arşın gollu çağıllara
gömülen oğlum
Bi gözlerinden yaşıl gözlerin
Kumpanya çuvallarına konulmuş
Karahallı’da yapılan birkaç yasta şeyledir:
Evimizin önü kuru duvar
Kuru duvarın üstüne günler doğar
Aylar günler geçtikçe senin acıların bana koyar
Babacımın altı ince
Giderim melince melince
Unutmam seni sırtım teneşire gelince
Evimiz ıssız dağlara döndü
Çiçekler soldu söndü
Ataşın gönlümü yaktı küle döndürdü
Gittin mevla seni küle döndürdü
Ağıt, belli bir ezgiyle ve nizamla dövünerek yapılırdı. Cenaze,
kısa süre de defnedilir cenazeden sonra mezarlıkta çocuklara para
dağıtılırdı. Definden sonra üç gün boyunca ölü evine “erene” gidilirdi.
Eren, baş sağlığı ziyaretleriydi. Her gelen ziyaretçi yanında yemekle
gelir bu sayede kederli olan aileye yemek zahmeti verilmezdi. Gelen
yemekler sofralarda toplu halde yenilirdi. Arkasından yedi gün boyunca Tebareke, Amme ve Yasin okunarak ölünün ruhuna
bağışlanırdı. Kırkı çıkınca da bu usul ve okumalar devam ederdi. Elli
ikisi günü yemekli mevlüt okunarak cenaze yad edilirdi.
Dikkat edileceği üzere 3, 7, 40, 52 gibi rakamlar gün olarak
alınmaktadır. Bu rakamlar Türklerin uğurlu saydığı rakamlar içine
girmektedir. Cenaze kabri pek süslü olmamakla beraber, kabir taşına
çoğunlukla mevtaya uygun beyit yazdırılmaktaydı. Karahallı’da Hafız Bekir
Efendi, beyit yazıcılarından biriydi. Birkaç beyit verecek olursak
Karahallı’da dönemin edebiyat yapısını da anlayabiliriz. Hafız Bekir
Efendi’nin öğrencisi Hafız Veli Çimen’in ansızın ölen annesi için yazdığı
beyit ilgi çekicidir
İlahi tücceten geldi emrin ırcıi
Coş ara canıma girup dedi bana Fethuli
Nur-i İmandan ayırma bu günahkar sarayi
Lutfi ihsanına nark
eyle bu günahkar mümineyi
Aynı şekilde Hafız Veli Çimen’in yazdığı bir beyitte şöyledir:
On sekiz yaşında
Kudret kalemim çıktı yazım kara
Felek ciğerim üzerine vurdu bir çaresiz yara
Eyvah ne yazık ki bıraktım annem babam bi çara
|