Milli Mücadele'de Uşak

 www.karahalli.biz


 

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasından sonra, Anadolu’nun bir çok yeri işgal edilmeye başlanmıştı. İtilaf Devletleri, bu işgallerini Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesine dayandırıyorlardı. Antlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra, 16 Mart’ta İstanbul Boğazı’nda İtilaf gemileri göründü . Mondrosta Amiral Caltharpe’un, Türk Heyeti Başkanı Hüseyin Rauf (Orbay) Bey’e söz vermesine rağmen , Yunan gemileri İstanbul Boğazına girmişti.
Mondros Ateşkes Antlaşması’nın maddelerinin, kendilerine tanıdığı bazı imkanları sonuna kadar kullanmak isteyen İtilaf Devletleri bir yandan milletimizi kontrol altına almak isterken diğer yandan da Yunan isteklerini karşılamakla meşguldüler .
Asırlar boyu üç kıtaya Türk’ün vefalı ve adaletli kudretini gösteren, istiklaline ve hürriyetine düşkün Türk Milleti üzerine kara bulutlar inmişti. Emperyalizmin temsilcileri Akif’in tabiriyle tek dişi kalmış canavar grubu olan Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar ve onların aciz uşakları olan Yunanlılar, ecdadımızın kanıyla yeşerttiği ve altlarından cennet misali Türklük şanı akan gülistan topraklarımızı işgal etmişlerdi. İzmir, Yunanlılar’a haksız olarak verilerek, 15 Mayıs 1919 Perşembe sabah 6:10’da işgal edilmişti. Ayrıca İngilizler, Fransızlar güney bölgelerini, İtalyanlarda Antalya Bölgesini işgal etmişlerdi . İzmir’in işgalinden dört saat on dakika sonra uzun bir mücadelenin Dünya’yı sarsan manevi boyutu, Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendi’nin ilk Cihat Fetvasıyla başlamıştı. Bu ateşleme Milli Mücadele ruhunu tetiklemiş, çileli yolu bedeni arzulardan öte manevi çiçeklerle süslemişti. Bundan sonra yeni Türk Devleti’nin kaynağını oluşturan Müdafa-i Hukuk Teşkilatları bir gökkuşağı gibi ihtişamla sanki gelecek güzel günleri haber verircesine Edirne’den Hakkari’ye kadar aynı özveriyle, aynı ruhla, aynı yapıda kurulmuşlardır.
Yunanlılar Megalu İdea doğrultusunda Anadolu’da bir maceraya girmişler, yüzyıllardan beri üzerinde binlerce şehit verdiğimiz ve kan akıttığımız aziz topraklarımızı, vatan edinme hayalleriyle işgal etmişler ama Türk halkının esaretten, özgürlük prangalarından kurtulacağını, sarhoş olmuş zihinlerinde kavrayamamışlardır. Yüzlerce yıllık Türk tarihi boyunca esarete alınmak istenen Türk milleti içinde bulundurduğu kuvvet ve asalet ile zillet zincirlerini parçalamış ve layık olduğu konuma ulaşmış ve Dünya’nın dört bir yanında at sürmüştür. Bu işgal beraberinde bunu getirecektir.

A)Uşak’ta Yunan İşgalinden Önce Örgütlenme ve Kuvâ-yı Milliye
İtilaf Devletlerinin; Mondros’tan itibaren, peyderpey süren işgal hareketleriyle beraber ülkenin birçok yerinde hürriyetin ve bağımsızlığın saygınlığını bilen kişiler tarafından bölgesel olarak Reddi İlhak ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştur . Uşak’ta ise eskiden beri devam eden iki görüş vardır. Hürriyet ve İtilafçılarla İttihat ve Terakkiciler arasında nüfuz mücadelesi halen daha devam etmekteydi. Uşak’ta güçlü olan İtilafçılar “İttihatçılar gelmesinde hangi devlet gelirse gelsin” diyerek İttihatçılara karşın kesin tavırlarını ortaya koyuyorlardı. Kuvâ-yı Milliye hareketini hemen hemen her yerde olduğu gibi İttihatçılar başlattı . Müftü Hafız Ali Efendi, İbrahim Bey ve aydın görüşlü topluluklar, Türk Ocağı’nda sık sık toplanarak, ilerleyen Yunan kuvvetleri karşısında ne yapabileceklerini, birçok gençle beraber konuşuyorlardı .
İzmir’in işgali sırasında, XVII. Kolordu’dan ayrılan (Uşak Mevki Kumandanı) Selanikli Fuat Bey’le, Yüzbaşı Hakkı Beyler Uşak’a gelmişlerdi. Redd-i İlhak Cemiyetine girmiş olan Sökeli Hilmi Bey ile gelen bu şahıslar gizli bir cemiyet kurdular. Bu cemiyetin bazı üyeleri; Bacakoğlu Mustafa, Hamzaoğlu Ali, Kolağası Şükrü gibi şahıslardı . Daha sonra bu cemiyet ismini değiştirerek Mudafa-i Hukuk Heyet-i Milliyesi adını almış ve Karakol Cemiyeti ile irtibat sağlamıştır. Bu faaliyetlere Uşak Kaymakamı Ahmet Tevfik Bey ve belediye reisi engel olmak istemişlerdi. Kaymakam şehirde her şeyi men etti ve Uşak’ta gönüllü asker toplayan Çerkez Hasan’ı tutuklatmıştır . Buna rağmen Uşak’ta ki Kuvâ-yı Milliye hareketi o heyecan ile sindirilememiştir.
Uşak’ta gizli cemiyetin yaptığı çalışmalar sonucunda Salih Cephesinden ayrılan bir bölük ve Eşme’den takviye olarak yüz on kadar Kuvâ-yı Milliyeci 17 Temmuz 1919’da Uşak’a girmiştir. Bu kuvvetlerin başında Jandarma Kumandanı Tahsin Bey vardı. Kuvâ-yı Milliyeciler Uşak’a gireceği gün, cemiyet üyelerinden Tahsin Bey, istasyonda Fransız askerlerini oyaladı. Kuvâ-yı Milliyeciler, Uşak’a girmişler ve devlet dairelerini ele geçirmişlerdir. Kaymakamı tutuklayarak göz altına almışlardır . Kuvâ-yı Milliyeciler’in Uşak’a hakim olmalarından sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkasının üstünlüğü sona ermiştir .
Kütahya Mutasarrıfı Fevzi Bey’in Kuvâ-yı Milliye’ye karşı olması hasebiyle, buradaki bir çok silah İngilizler’in eline geçmiştir. Kütahya’dan gelecek tehlike Gediz ve Simav’a hakim olunarak engellenmiştir. Bu bölgelerde Kuvâ-yı Milliye hareketi örgütlenmiştir.
Uşak’ta, Kuvâ-yı Milliyecilere karşı muhalif olanlar iane toplanması ve efrad celbi konularında zorluk çıkartmışlardır. Bunun üzerine, Temmuz sonunda Afyon tarafından cepheye gidenler, Eşme ve Alaşehir’den alınan kuvvetlerle Uşak’a gelmişler ve muhalefette bulunanları sindirmişlerdir. Uşak Kaymakamı, Belediye Reisi, Telgraf Müdürü, Polis Komiseri görevlerinden alınmışlardır .
Bütün bu olup bitenler, Uşak’ta Kuvâ-yı Milliyecilerin muhalefeti sindirmesi, İstanbul Hükümeti ve İşgal Kuvvetlerine Kuvâ-yı Mİlliyecilerin Hıristiyan nüfusa saldırdıkları şeklinde aksetmiştir. Fakat yapılan soruşturmalarla bunun asılsız bir bilgi olduğu ortaya çıkmıştır. Bundan sonra, Uşak’tan pek çok vatan mücahidi, bölük bölük Alaşehir’e gönderilmiştir . Kısa bir sürede Uşak’ta, Kuvâ-yı Milliye Harekatı genişlemiş ve yaygınlaşmıştır.

B)Batı Anadolu’nun Direnişinde Uşak
1)Alaşehir Kongresi
Yunan işgallerine karşı nasıl bir mücadele yürütülmesi gerektiğine dair bir çok şehirde kongreler düzenlenmiş ve Uşak’tan bu kongrelere katılanlar olmuştur.
15-16 Ağustos 1919 tarihlerinde Salihli, Bozdağ Cepheleri’nin merkezi konumunda olan Alaşehir’de bir kongre düzenlenmiştir . Bu kongre, mahalli olmayıp tüm Batı Anadolu’yu kapsayacak bir üst kongre şeklindedir. Kongreye ; Balıkesir, Manisa, Alaşehir, Sındırgı, Kasaba (Turgutlu), Salihli, Kula, Eşme, Buldan, Gördes, Uşak, Ödemiş, Bozdağ, İnegöl, Denizli, Nazilli, Akhisar ve Ayvalık’tan temsilciler katılmıştır. Alaşehir Kongresi’nde duyulan en büyük eksiklik, güney cephesinden hiçbir temsilcinin katılmamış olmasıdır. Alaşehir Kongresi’nde Hacim Muhittin Çarıklı başkanlığında, Alaşehir temsilcisi Mustafa Bey ile Uşak temsilcisi İbrahim Bey başkan yardımcılığına seçilmişlerdir . Hacim Muhittin Çarıklı, açılış konuşmasında kongrenin toplanma sebebini şu şekilde açıkladı ; “idare ne kadar intizam tahtında olursa o kadar müsmir olur. Biz beş altı cephede harp ediyorduk. Burada ise bir çok arkadaşımız tarihi vazifelerini ifa ediyorlardı. Bir noksanımız vardı ki o da yek direğimizi tanımıyorduk. En evvel bir cihet nazar-ı dikkatimi celp etti. En yakın cepheleri birleştirmek oldu. Bu düşüncelerimi de arkadaşlarım muvafık buldular. En mühimi masraflarımız, teşkilatımız tevhit edilmiştir. Bir çok yerlerde, bir çok fikirlerde harp ediyorduk. Gelen bir Fransız veya İngiliz zabiti muhtelif cephelerde bulunanlardan muhtelif cevaplar alabiliyordu. Şimdi ise fikirlerde tevhit olundu” . Bu ve buna benzer konuşmalarıyla da Kuvâ-yı Milliye hareketine yürekten inanmış olan Uşak Temsilcisi İbrahim Bey, önemli bir şahsiyet olarak ortaya çıkmıştır. İbrahim Bey, Alaşehir Kongresi’nde yapılacak işlerin kadro ve bütçe dahilinde yapılması gerektiğini vurgulamıştır .
M. Kemal, Sivas Kongresi’ne Batı Anadolu’dan temsilci göndermesi için Alaşehir Kongresine telgraf çekmiştir. Kongre Başkanı Hacim Muhittin Çarıklı, Sivas’a çok geniş bir grupla katılma fikrini ileri sürerken İbrahim Bey ise bu konu üzerindeki düşüncelerini şu şekilde ifade eder : “Sivas’ta ki kongrenin ne gibi bir esas üzerine içtima ve ne gibi müzakerat cereyan ettiğini bilmiyorum. Oda bizim gibi mahallidir. Binaenaleyh onlarla anlaşmak lüzumu ben deniz için yoktur. Eğer onlar bizim bulunduğumuz vaziyete yardım ederlerse sema’na ve tan’a yok, bulunduğumuz şu halin harici şeylerle iştigal ederlerse murahhas göndermeye lüzum yoktur ”.
Kongre, her günlük toplantısını üçer saatlik iki celse halinde düzenleme kararı almıştır. Ama kongre çalışmalarını bazı günler bir celsede, bazı günler dört celsede tamamlanan bir yoğunlukta sürdürmüştür. 21 Ağustos’ta Denizli, Aydın, Nazilli temsilcilerinin katılmasına kadar geçen beş günlük süre içinde kongre, daha çok Alaşehir yöresini ilgilendiren konular üzerinde durmuş, diğer kısımda ise tüm cepheleri ilgilendiren konular görüşülmüştür .
Kongre sonunda, Batı Anadolu’da süren halk hareketini bütünleştiren kararlar alınmıştır.

2)Uşak Kongresi
Ekim ayı içinde Uşak’ta kongreler toplanmıştır. Fakat bu konuyla ilgili bilgiler sınırlıdır . Bu kongrenin toplandığı, 3 Mart 1920’de Ankara’dan Erzurum’a, Kazım Karabekir’e çekilen şifreli telgrafta şu paragraftan anlaşılmaktadır.
“Der-saadetten Kara Vasıf Bey’den gönderilen 26 Şubat 1936 tarihli mektubunda, Türkiye ihtilal hareketini temsil eden Karakol Cemiyeti ile Uşak Kongresi heyet-i icrayisi namına hareket eyleyen Kafkasya’da ki Murahhas Baha Sait Bey’in Bolşeviklerle yaptığı bir muchedei ittifak iye müsveddesi bunun mevaddı hakkında tadilat, izahatı havi birde mütalaanâmesi melfuf idi. Mektup ve Melfufat-ı muhteviyatında Türkiye hükümeti ihtilal iyesini temsil eden Uşak Kongresi heyet-i icra iyesi ve Karakol Cemiyet’i ihtilaliyesiyle Kızıl Ordu’ya mensup olup elveym Der-saadette bulunan Miralay İlyaçef beyninde esasat-i ittifak iyenin tarafımızdan tebyiz ve imzasından sonra karakol cemiyeti tarafından mühürlenerek teati olunacağı zikir olunuyor ”.
Bu telgraftan Uşak Kongresi’nin, Türk Halkı adına yapılan bir kongre niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu da bize Uşak Kongresi’nin mahiyeti ve önemi hakkında bir fikir vermektedir.
Uşak Kongresi’nin diğer kongrelerden farkı; Türk Halkı’nın kurtuluşunu teşkilatlanmalarda değil, daha köklü politika düzenlemelerinde görmesidir. Uşak Kongresi’ni düzenleyen Karakol Cemiyeti, temelde İttihat-Terakki düşüncesini sürdüren bir teşkilattır. Sosyalist düşünceyi benimsemiş olan bu teşkilatın ilk kurucusu, Vasıf Bey’dir.
Bir hayli taraftarı olan Karakol Cemiyeti, Kara Vasıf’ın sürgüne gönderilmesinden sonra başı boş kaldığından faaliyet gösterememiştir .
Uşak’ta, iki cemiyetin varlığından söz edilmektedir. Birincisi; İttihatçılarla bağlarını tamamen koparmış olan İbrahim Bey’in başkanı olduğu “Müdafai Hukuk Heyet-i Merkeziyesi”, ikincisi ise Bacakoğlu Mustafa’nın başkanı olduğu “Müdafai Hukuk Heyet-i Milliyesi”dir. Bahsedilen ikinci cemiyetin, Karakol Cemiyeti ile bağlantısı vardır. Uşak Kongresi, bu cemiyetin çalışmaları sayesinde toplanmıştır. Baha Sait’in hem Uşak Kongresi hem de Karakol Cemiyeti adına tam yetkili olarak Bakü’ye gitmesi bunu açıkça göstermektedir .

3)Uşak Heyet-i Merkeziyesi
Alaşehir Kongresi’nde kurulan Heyet-i Merkeziye, 14 Eylül 1919 tarihli toplantısında Merkeziye’yi Uşak’a nakletme kararı aldı. Heyet-i Merkeziye şu politikaları izlemekteydi;
Cephe gerisinde cepheye sevk edilen askerlerin, giyim kuşamlarını, gıda maddelerini, hayvan malzemelerini, cephaneyi tedarik ediyordu. Bu malzemelerin imal işlerini koordine işleriyle de meşgul olmakta idi. Bu malzemelerin cepheye naklini gerçekleştiriyorlardı.
Güvenliği sağlama konusunda aciz kalan İstanbul Hükümeti’nin bu işini yapmış, halkın o dönem için asayişini muhafaza etmeye çalışmıştır.
Dönemin o zor şartları altında Müslüman Türk Milletinin içinde muhafaza etmiş olduğu yardımlaşma iç güdüsünü ortaya çıkartarak ülkenin bu zor şartlarını bir nebze olsun hafifletmişlerdir. Ekonomi, toplumları ayakta tutan bir olguydu. O dönemde Heyet-i Merkeziye, ekonomik devrimi sürdürme gayesiyle tedbirler alıyor üretimi etkileyecek tüm olumsuzlukları ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Tarımın korunmasında, Heyet-i Merkeziye önemli çalışmalarda bulundu. Bu sayede cephenin gıda ihtiyacı karşılanmış olacaktı. Kıt kanaat olan üretim, bu sayede bir nebze de olsa devamını edebilirdi.
Savaş kaynaklarının temini iane toplanması gibi işleri Heyet-i Merkeziye devam ettiriyor, gelirlerin devamını sağlıyordu. Bu gelişleri, bir defterdar tutarak bütçe hazırlıyor, bütçeyi dengede tutma gayreti içinde oluyordu. Heyet-i Merkeziye yapılan zulümler karşısında İstanbul’a protesto telgrafları çekiyordu. İstanbul’dan gelen aykırı emirleri uygulamıyordu.Heyet-i Merkeziye bu fonksiyonlarla cephe girişinde önemli görevlerde bulunmuş, Batı Anadolu’nun kurtuluşunda öncelik görevi yapmıştır .
4)Uşak Bölgesi’nin İşgali
Yunanlılar, işgal sahalarını genişletmek üzere 22 Haziran 1920’de İzmir’den toplu bir saldırı hareketi başlatmışlardır. Yunan birliklerinin bir kolu Bursa doğrultusunda yola çıkarken diğer bir kol İzmir’in doğusuna doğru harekete geçmiştir. Yunan süvarilerinin yaklaşması üzerine, 23. Tümen Uşak’a gönderilmiştir. Ahali ise iç bölgelere doğru göç etmeye başlamıştır. 28 Ağustos’ta, Uşak Cephesi’nin durumunu görüşmek üzere Fahrettin Bey’in yanına M. Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Ablaş İsmet Binbaşı, Salih Beyler Afyon’a gelmişlerdir. Bu toplantıda, oluşturulacak müdafaa mevzileri konuşuldu. Bu toplantıda, Fahrettin Bey 23. Fırkanın en kısa zamanda güvenli bir yere çekilmesini önermiştir.
28 Ağustos 1820’de Yunan kuvvetleri Elvanlar’ da ki ileri kıtalarımıza taarruza geçtiler. 28/29 Ağustos gecesinde çok miktarda takviye kıtası olan Yunan kuvvetleri, 29 Ağustos sabahı üç fırka kadar kuvvetle Karakuyu’ da ki Türk mevzilerine karşı taarruza geçmiştir. Çerkez Ethem’in kuvvetleri, 23. Fırka’nın yardımına yetişememiştir. Düşmana karşı koymaya çalışan gönüllü süvariler başarısız olunca dağılmaya başlamıştır.
Uşak’ın işgali sırasında 23. Fırka ile Milli kuvvetlerimiz, çok sayıda kayıp vermişlerdir. Yunanlılar 400 esir, 2 top, 2 havan topu, 4 lokomotif ve cephane yüklü birde tren ele geçirmişlerdir.
Uşak’ın işgal edildiği gün, Türk askerlerinin ilerleyişe kayıtsız kaldığı hatıralarla beyan edilmektedir. Yunan kuvvetleri, Uşak’ı işgal ettikten sonra ileri hareketten vazgeçmiştir. Uşak, diğer Anadolu toprakları gibi hunharca işgal edildi.